Kavram tutsaklığının ya da düşünme köleliğinin kökeninde düşünememe, düşünmeyi bilmeme gelir. Çünkü düşünme; bir tartıdan, bir irdeleme sürecinden geçirme, bağlamsal yönden onları bağlantılama işidir. İrdeleme, eleştirme ve bağlantılama da kavramların kabuğunu kırmayı, yüzeyde kalmamayı gerektirir.

Kişi bu gerekliliği yerine getirdiği zaman, böyle bir yönelim içine girdiğinde kolay kolay kavramların albenisine kapılmaz, kulu kölesi olmaz. Özgür düşünce dedikleri de bu değil midir ?

kendi düşünceleriniz olmazsa düşünen gibi görünen bir iskelet olursunuz.

Sebahattin Eyüboğlu bir yazısında bu gerçeği şu şekilde dile getirir:
“Özgür düşünce, bütün kalıpları, altın da olsa bütün kafesleri, bütün yasakları yıkan düşüncedir. Böylesi düşünce ancak kulluğu bile hoş görmeyen bir dünya görüşüne açılmaksa insanı, yaşamayı hoş görenlerin harcı değildir.”

“Düşünmeyen, özgür düşünmediği için de kendini kavramların kafesine kapamış olan kişi; bu kavramı savunanların kapısına kul olur. Dilinden adlarını ve sözlerini düşürmez.

Şu der ki… diye başlar sözüne …..der ki diye bitirir sözünü. Kendi ne düşünür, kendin ne der? önemi yoktur bunun.Uydulaşmıştır. Tutsaklığına kapıldığı kavramların yayınını yapar durmadan.” Bu uyduluğa değinirken Sebahattin Eyüboğlu şöyle sürdürüyor sözlerini;

“Özgür düşünce hem tutucu, gelenekçi hem de özgür olamaz. Nasıl olabilir ki, düşünce özgürlüğü eski kalıplarını kırmanın ta kendisidir. Kendi aklını kullanmayan insan, kitapların en güzelini de kullansa özgür düşünemiyor demektir.”

Bu Yazıyı Sevdiyseniz Bunları da Okumanızı Tavsiye Ederim :

  1. Özgür Düşünce – 2
  2. Özgür Düşünce – 4
  3. Özgür Düşünce – 1
  4. Özgür Düşünce – 5