Nam-ı diğer “Genç Haritacı”
Sen Şimdi Yeni Bir Şey Söyle-[Güncel(L)-2006]
Bu yazıyı öğrencilik yıllarımda not tuttuğum bir ajandama karalamışım. Daha sonra bu yazılı sayfayı kopartıp başka bir kitabımın arasına koymuşum her zaman yaptığım gibi. Tesadüfen buldum ve sizlerle paylaşmak istedim. Özeleştiri yapmak lazım değil mi bazen.
Ne hayallerimiz vardı.
Biriktirerek bir okyanus üzerinde seyahate çıkardığımız ve dönüşü olmayan gidişler…
Birer kaçış gibi gidip de dönmeyen hayaller. Sanki bizden kaçmak istediler ya da biz onların peşinden koşmadık hiç…
Kendimizi zamanın tam orta yerine atıvermiştik…
Karşımızda bir arenada azgın bir boğaya kıskıvrak yakalanmış yarım hayatlarımız… Etrafımızda binlerce, yüz binlerce soru işareti… Antik bir Roma amfisini doldurmuş gibi çepeçevre kuşatıvermiş bizi.
Nasıl da dalıp gitmişiz suskunluklara…
Acımasızlıklara, düşünmeye karşı evcilleştirilmişiz de sesimiz çıkmaz olmuş. Kabullenilmiş bir yaşam tarzına dönüşmüş suskunluklar düşüncesizliğimizle.
Sadece buruk bir isyan gibi bu kelimelere döktüğüm.
Anlamsız görülen hayatlarda kayboluşları görmenin bezginliği var üzerimde… Bu bir haykırış sadece içimden geldiği gibi; belki kırıcı, belki sakin, belki de delicesine ya da kelimelerin gölgesinde sessizcesine… Kırılmasını istiyorum artık zincirlerin, kapıldığımız bağnazlıklardan, dar görüşlerden, yanlış bakış açılarından…
Hani Mevlana demiş ya; “ Ne çok söz vardır düne dair,
Sen şimdi yeni bir şey söyle” diye. Keşke görebilsek kendimizi içine kapıldığımız alacakaranlıkların farkına vararak. Bu cümleyi bir hayat felsefesine dönüştürebilme çabasında olsak… Keşke bunu yapabilsek(!)
Her insanın düşündüğü kadar yaşadığı ve her insanın yaşadığı kadar düşünemediği gerçeğini göz önüne alarak, en iyiye ve en güzele ulaşma gayretini hep bir sonraki yarına ertelemeden, görmekten bıktığımız bitkisel hayatlarda ot gibi yaşayanlardan olmamak için, kişisel benliğimizi gerçek anlamlara sürükleme sevdası içerisinde hep ümit dolu, hep çaba gösteren bireyler olarak düşünsel benliğimizi geliştirmeli, susmamalı ve susturulmamalıyız.
Beni BENden eden BEN’den uzaklaşıp, Beni BEN yapan BEN’i seviyorum. Bildiğimizi sandığımız ama bilmediğimiz bir zamanda hayat sahnesinde kendime bir rol biçip oynuyorum.
Yazdıkça zaman nasıl da geçiyor değilmi, gün de bitiyor. Tıpkı “Dengeleme Hesabı” dersi gibi.
28.04.2006 – Cuma
Bu Yazıyı Sevdiyseniz Bunları da Okumanızı Tavsiye Ederim :
| Print article | This entry was posted by Adem Kurtipek on 28 Haziran 2009 at 17:32, and is filed under Genç Haritacı, Günce(L), Zihin Fırtınaları. Follow any responses to this post through RSS 2.0. Yorum veya kendi sitenizden geribildirim yapabilirsiniz. |

